Sugata Mitra Bett 2016

Meşhur ‘The Hole in the Wall – Duvardaki Delik’ konuşmasıyla tanınan, eğitime önemli katkıları olmuş  bilimadamının bu yıl BETT’te ne anlattığını merak edenlerle paylaşmak istedim. Aslında okuyanlara ödev de var ama yazının sonuna kadar gelmeniz gerek. İşin şakası biz eğitimcilere farklı bir pencereden de bakmamız gerektiğini söyleyen, güzel sorular soran, tatlı tatlı kendi çelişkilerini de paylaşan, eğitimi önemseyen, çocukları seven bir hocanın konuşmasını aktaracağım.

Sabah konuşması için erken gelmişti ve konuşmacılar salonunda beni ve arkadaşlarımı görünce hemen tanıyarak yanımıza oturdu.Daha önce İstanbul’a bir İngilizce Öğretmenliği konferansı için geldiğinde tanışmış devamında da biraz görüşme fırsatı bulmuştuk İstanbul’da. Dinlemeye, öğrenmeye çok açık olan Mitra Robert Kolej’e gidip arkadaşlarımı ziyaret etmiş, teknolojiyi okullarında nasıl kullandıkları ile ilgili sohbetler etmişti.  Konferans sabahı Hindistan’dan henüz döndüğünü ve orada havanın çok sıcak olduğunu ve Londra’da  bir hava şokuyla karşılaştığını Hint aksanlı İngilizce’si ile esprili bir dille anlattı.Bende de bu aksan merakı olunca saatlerce dinleyebilirdim. Kendisinin Newcastle Üniversitesi’nde çalıştığını biliyordum ama ara ara Hindistan’da da dersler verdiğini, projelerini takip ettiğini ve sık sık iki ülke arasında gidip geldiğini söyledi.

Konuşması BETT’in en büyük salonu olan BETT arenada gerçekleşti. Geçen yıl Sir Ken Robinson kadar hınca hınç ayakta yığınlar yoktu ama tamamen doluydu her yer. Başta 2006’da İngiltere’de ‘Kendi Kendine Öğrenme Sistemi’ (Self Organized Learning Environment SOLE) etkinliğini nasıl başlattığını anlattı. Asıl yeri Hindistan olan bu etkinlik öğrencilerin kendilerine verilen bir soruyu, problemi öğrenme ortamını kendi kendilerine düzenleyerek (herhangi bir öğretmenin yönlendirmesi ve desteği olmadan) interneti kullanarak (az sayıda bilgisayar ile) sonuca ulaşabilecekleri üzerine kurulu. Burada öğretmenin rolü hala çok önemli çünkü ‘İyi bir Soru’ sormak gerekiyor öğrencilere ve onları sosyal anlamda da desteklemeleri gerekiyor. Öğrenciler gruplar halinde o sorunun cevabını bulmak için önce bir kaos ile başlayıp  yavaşça bir düzen ortamına geçiyorlarmış.

Hindistan’da olumlu sonuçlar alındığı görülünce İngiltere’de de denemek istemiş Mitra. Oradaki donanımlı sınıfları boşaltmış, dört kişilik gruplara 1 bilgisayar vermiş. Öğrencilerin konuşarak öğrendiğini düşünen Mitra ,onlara sorular sormuş.  Örneğin 12 yaşındaki bir gruba ‘Beyin ve vücut birlikte nasıl çalışır?’. Önce bir karmaşa olmuş sınıfta, sonra bulduklarını paylaşmaları istenmiş ve çocuklar mantıklı şeyler anlatmaya başlamışlar. Herhangi bir müdahale olmadan gerçekleşen bu öğrenmeyi Mitra ‘Kendi Kendine Öğrenme Sistemi’ olarak tanımlıyor, dünyada bilinen kısa adıyla SOLE’yi. SOLE’yi merak ediyorsanız ve sınıfınızda uygulamak isterseniz tüm gerekli bilgileri içeren bir kitapçık da paylaşmış Mitra, çünkü bu hareketin yaygınlaşmasını çok arzu ediyor. https://goo.gl/oDVWJ9

Mitra daha sonra bu sürecin çok da bilgili olmayan (bilimsel anlamda) yetişkinler tarafından desteklenebileceğini düşünmüş. Özellikle büyükanne ve büyükbabalardan haftada bir saatlerini bu iş için ayırmalarını isteyip Büyükanne/baba Bulut’unu oluşturmuş (Granny Cloud-bilinen adıyla, çevirisi komik gelebilir kulağa ama idare edin) SOLE ve Granny Cloud birlikte öğretmensiz, kaos’tan düzene doğru giden, kendi kendine öğrenilen bir ortam olmuş. Büyükanneniz ve büyükbabanız ne yapsanız sizi hayranlıkla dinler, yazdığınıza çizdiğinize güzel yorum yaptığından onların bu projedeki varlığı öğrenciler üzerinde çok olumlu etkiler bırakmış. Öğretmensiz, kendi kendine öğrenilen, büyükanne/baba’nın desteklediği bu sisteme de ‘Buluttaki Okul- School in the Cloud’ demiş Mitra ( detay için https://goo.gl/qZDq8V ) Neden mi bulutta? Çünkü büyüklerin desteği de Skype veya diğer video konferans araçları ile alınıyormuş. Kullanılan kaynak da internet olunca okul da bulutta olmuş haliyle.

Bu proje 7 yıldır Hindistan’da, 2 yıldır da İngiltere’de başarı ile yürütülmekte imiş ama Mitra araştırmacı olduğundan yine bu süreçte neler olduğunu merak edip bununla ilgili çalışmalara başlamış.  ‘Tamam, güzel , çocuklar kendi kendine öğrenebiliyor, peki biz bu sonuçla ilgili ne yapabiliriz?’ diye düşünmeye başlamış.

İlk takıldığı nokta bu öğrencilerin okullarındaki değerlendirilme şekilleri olmuş. ‘Peki’ diye sordu kendisini dinleyen, biz bunları biliyorduk zaten diye bakan kalabalığa: ‘Biz bu çocukları niye hala bireysel olarak kağıt ve kalemle sınav yapıp bilgilerini ölçmeye çalışıyoruz?’. ‘ Hayatlarında 7/24 internet/cep telefonu kullanan çocuklara sınavda interneti/cep telefonunu neden yasaklıyoruz?’.

Ve kendi düşüncelerini açıklayarak devam etti: Eğitimin geleceği değerlendirmenin geleceğine bağlıdır, muhakkak değişmelidir, açık uçlu sorular sormalıyız, değerlendirmeyi sürekli ve otomatik olarak yapmalıyız. Sistemi değiştirmeliyiz, artık bilimadamlarının -Spontane Düzen- (Spontaneous Order) dediği yeni bir yöntem var. Eğer öğrencileri kaos ortamında bırakırsanız, öğrenciler sorularını cevaplamak için bir yol bulurlar. Internet sadece bir araç değildir, 7 milyar insanın anlayışını bağlayan, biraraya getiren bir unsurdur.’

Mitra devamında pedagoji ile ilgili düşündüklerini de paylaştı. Okuma ve yazmanın önemli olduğunu ama anlamanın (comprehension) daha önemli olduğunu söyledi. Pek çok öğrencinin çok güzel okuduğunu ama okuduğunu anlamadığını, yazarken da aynı şekilde iletişimin (communication)’un daha önemli olduğunu vurguladı. Aritmatiksel toplamanın artık önemli bir beceri olmadığını, pek çok araçla bunu yapabildiğini ama çocukların hesap yapmayı (computing) öğrenmelerinin daha gerekli olduğınu söyledi.Okul müfredatlarında bazı konuların modasının geçtiği gözardı edildiğinden, ve ilgisiz şeyleri dinlemek yerine öğrencilerin kendi aralarında konuştuğunu ya da uyuduğunu anlattı Mitra.Varolan okul sistemlerinin gereksiz öğeler içerdiğini de ekledi; ‘ya lazım olrsa diye, ya kolay öğrenilir diye orada var işte’ dedi.  Burada standart sınavlarla ilgili endişesini de GCE örneğini vererek paylaştı. Burda biraz daha konuşmasını dilerdim ama çok açmadı bu konuyu.

Tekrar sordu ‘ Sizce okul niye var? Okulun amacı nedir?’’ Neden ‘Internet’ diye bir ders yok?’’Neden çocuklar Internet’i sokakta öğreniyor? ‘ Çocuklara İnterneti nerden öğrendiklerini sorduğunda ise aldığı cevap : ‘Interneti internetten öğrenebilirsin’ oluyormuş.  Mitra ders kitaplarını sorgulamaya başladı, ‘elektronik ve sürekli güncellenmesi gerekir’ dedi.

Konuşmanın sonlarına doğru bir benzetme yaptı Mitra, ‘Ulaşımı düşünün’ dedi, ‘ilerde – araba kullanma’ diye bir terim kalmayacak’ dedi kendi kendine giden arabalar üretileceğinden bahsederek. ‘Bilmek kavramı da  50 yıl sonra olmayacak, torununuzun torunu  size gelip soracak ‘Bilmek ne demek?’

Sorusunu yineledi Mitra : ‘O zaman okulların görevi ne? Okulda kalma süresini kim belirledi? Niye 6 saat veya ortaokul 4 yıl? Hayat boyunca okula gidilse ne olur? ‘Değerlendirme sistemi, yapılan işi değerlendirecek pedagoji, sürekli güncellenen bir müfredat, hayatınızın sonuna kadar devam eden bir okul tasarımı gerek ‘diyerek  hayalindeki geleceği paylaştı Mitra.

Bu konuşma sonunda Mitra’nın bizi de büyük bir deneye soktuğunu düşünmedim değil. Dünyanın heryerinden bu kadar çok eğitimciyi, okul yöneticisini, teknoloji şirketlerini bir arada bulunca bir kaos ortamı yarattı kanımca. Büyük sorusunu sordu ve gitti : ‘Okullar ne işe yarar?’ Ben düşünüyorum, düşünmeye de devam edeceğim ama bi günde cevaplanacak bir soru değil elbette,biraz da siz düşünün.

sugata Mitra