Tekirdağ Çorlu’dan liseli bir girişimci olur mu? Bal gibi de olur. Kadir Can ve arkadaşlarını imkansızlıklar, engeller ve hatalar yıldırmamış. Yarışmalardan Silikon Vadisine, Fatih projesinden melek yatırımcılara eşsiz bir öyküsü var Kadir Can’ın. Scode mobil uygulaması da denemekten yorulmayan genç bir bilgenin öğrenme yolculuğunun ürünü. Kadir Can geliştirdiği Scode için bir “mobil uygulama” değil bir “oyun” diyor. Gerisini merak mı ediyorsunuz? İşte yeni kitabımın yayımlanmasını bekleyemeden paylaşmak istediğim harika bir röportaj:

Burcu Aybat: Biraz kendinden söz edebilir misin? Neler yapıyorsun? Ne gibi şeyler yapmaktan hoşlanıyorsun? Bir liseli öğrenci olarak nasıl vakit geçiriyorsun?

Kadir Can Kırkoyun: 17 yaşındayım, lise son sınıf öğrencisiyim. Satranç oynamaktan büyük keyif alıyorum. Aslında satranç oynamaktan edindiğim algoritma mantığını yazılıma aktarmış olabilirim. Yazılım gün geçtikçe daha çok zevk aldığım bir şey haline geldi. Okuldan kalan zamanımda ekip arkadaşlarımla bir ürün ortaya çıkaracak şekilde yazılım yapıyorum. Bazen de girişimcilik üzerine çeşitli etkinliklerde sunum yapıyorum. Kendi kurduğum okulumdaki yazılım kulübünde bir sene boyunca 30’dan fazla öğrenciye yüz yüze eğitimler verdim. Ancak bu eğitimlerin kısıtlı kaldığını gördüm. Eğitimler okuldan sonra olmasına rağmen çok ilgi görmüştü. Nasıl daha fazla kişiye ulaşılabiliriz diye düşünmeye başladım. Verdiğimiz eğitimi bir mobil uygulama haline getirdik.

Mobil uygulamanız nasıl ortaya çıktı peki? Hikayesini bizimle paylaşır mısın?

Genç bir kitleye hitap ediyoruz. Bu konuyla ilgili ezbere bir yazılım geliştiremezdik. Bu yüzden nasıl eğlenceli ve çekici hale getiririz diye düşündük. Ancak projeyi hayata geçirebilecek teknik beceriye sahip değildim. Bu yüzden proje o zamanlarda hayata geçemedi. Yazılım kulübü aracılığıyla yeni yeni arkadaşlarla tanışmaya başladım. Bu arkadaşlar da kendi okullarında eğitimler veriyordu. Bir gün indir.com’un yarışmasını gördük. Bu yarışmanın kazananı Silikon vadisine gidecekti. Silikon vadisi her bilişimcinin hayalidir. İki arkadaşımla birlikte biraz da cahil cesaretiyle katılmaya karar verdik. Yarışmada finale kaldık ancak kazanamadık. “Yine de olsun, demek ki yapabiliyoruz.” dedik. Bize bir güven geldi.

Pes etmediniz o zaman. Peki Silikon vadisine gidebildin mi?

Bir süre sonra yine başka bir yarışmayı Facebook’tan gördüm. Ödül bu sefer de Silikon vadisiydi. Yarışmayı gördüğümde Trakya’da ne girişimcilik olabilir ki dedim kendi kendime. Bir de üniversite öğrencilerine yönelikti. Korktum. Eyvah gitti Silikon vadisi yine dedim. Ardından yarışmayı düzenleyenlere mesaj attım. Katılmak istediğimi, eğitimler verdiğimi ve uygulama geliştirdiğimi söyledim. Onlar da mülakata çağırdılar. Son 30’a kaldık. Bu aşamadan sonra iş geliştirme, müşteri geliştirme ve ekip yönetimi gibi eğitimler aldık. Yarı final, final derken en son Silikon vadisi biletini kaptım. Scode’u aslında bu süreç hayata geçirdi.

Scode mobil uygulamanızın adı değil mi?

Evet. Scode’un ilk çıkış fikri bilinçaltına telkinler yoluyla yazılım eğitimiydi. Ancak bu fikrin gerçekçi ve mümkün olmadığını fark ettik. Nasıl yapabiliriz dediğimizde ise bu işin uyuyarak olmayacağı da kesindi. Duolingo yabancı dil öğrenme uygulamasını duymuşsunuzdur. O zaman Duolingo tarzı bir uygulama tasarlamak istemiştik. Ancak hata yapmışız. Tam planı oturtmadan kodlamaya geçmişiz. Uygulama bitti. Beğenmedik, uygulamayı çöpe attık. Örneğin Duolingo’yu kullanmaya başlıyoruz bir hevesle, bir süre sonra devam etmiyoruz. Biz de aynı şeyin kendi mobil uygulamamızın başına gelsin istemedik.

Peki uygulamanızın daha ilgi çekici olması için ne yaptınız?

Madem kod hayatımızın her yerinde diyoruz, hayatı o zaman koda dökelim dedik. Bir senaryo oluşturalım ve içinde bir öğrenciyi canlandıralım istedik. İlk seferinde öğrenci ödevini yazılım koduyla yapacaktı. Yapınca çok sade olduğunu gördük. Sonra Türkiye’de oyun olarak nelerin sevildiğini araştırdık. Oyunlaştırma ile ilgili de daha yeni yeni fikir sahibi oluyorduk. Savaş oyunları, futbol oyunları çok seviliyor ülkemizde. O zaman senaryolar futbol, savaş gibi senaryolar olsun dedik. Örneğin maçı sunan spikerin konuşabilmesi için kullanıcı kod yazmak zorunda. Böylelikle hem kodları gerçek hayatla ilişkilendirerek kalıcı hale getirdik, hem de süreci oyunlaştırarak kullanıcının bağlılığını sağladık. 30 binden fazla indirmeye ulaştık.

Bu uygulamadan daha detaylı bahseder misin? Nasıl bir oyun tasarladınız?

Uygulamayı ilk çıkardığımızda birkaç senaryo yeterli diye düşünmüştük. Bir baktık ki iki günde bir başka senaryo çıkarıyoruz. Ancak hata yaptığımızı gördük. Sonrasında hocalarımıza danışmaya karar verdik. Ercan Altuğ Yılmaz ve Yavuz Samur’dan aldığımız geri bildirimler sonucunda hata yaptığımızı gördük. Ardından uygulamayı değiştirmeye karar verdik. İlk versiyonda alıştırmalar şıklıydı. Kodlama öğretirken şıklı sorular olmasının sıkıntı yarattığını öğrendik. Bunun üzerine uygulamayı tamamen değiştirdik. Bir hocamız da şunu demişti bize. “Siz İngilizce öğretmeden İngiliz Dili ve Edebiyatı öğretmeye çalışıyorsunuz.” Yani algoritma mantığını öğretmeden direk programlama dili öğretiyorduk. Bunun yerine yeni versiyonda kullanıcıya ilk olarak Türkçe komutlarla algoritma eğitimi sağlıyoruz. Örnek vermek gerekirse Python’daki print() fonksiyonu yerine kendimiz goster() isimli bir fonksiyon üretiyoruz. Bu fonksiyonla kullanıcıya kod yapısını ve algoritma mantığını öğretiyoruz. Algoritma eğitimini Basketbol senaryosunda “Antrenman” adı altında verdikten sonra “İlk Adım” ile de Python’a giriş eğitimlerine başlıyoruz. Böylelikle hem hikaye ilerliyor hem de adım adım kullanıcılar programlama öğrenmiş oluyorlar.

Bu proje için yatırım aldınız mı? Yoksa henüz Startup durumunda mı? Yatırımcıları nereden bulabileceğinizi biliyor musunuz?

Yatırım için aslında bir çok şansımız oldu ancak yatırım konusunu aceleye getirmek istemedik. İşin içine para girdiğinde işler değişebiliyor. Bu nedenle erteleme gereği duyduk. Projeyi oturttuktan sonra yatırım alma durumları tekrar oldu ancak son olarak Mercedes’in 50.yılına özel düzenlediği 50 Startup yarışmasında 1.olarak 50.000 TL lik ödülü kazanınca biraz daha erteledik diyebilirim 🙂

Bir blogun var. Deneyimlerini paylaşıyorsun. Konferanslara katıldın. Silikon vadisine gittin. Bunlar sana ne kattı?

Ben biraz şanslıydım sanırım. Beni Silikon vadisine götüren iki yarışmayı da Facebook’ta gördüm. Ekip üyeleri Facebook üzerinden tanıştı. Ekibin bir kısmını Silikon vadisine gidene kadar da görmedim. O yüzden şanslı olduğumu düşünüyorum. Eğer bu yarışmaları görmeseydim muhtemelen Scode’a başlamayacaktım ve projeyi hayata geçirmeyi sürekli erteleyecektim. Yarışmalar ve Silikon vadisi gezisi bana motivasyon sağladılar. Ancak en büyük motivasyonun hayallerimize olan inanç olduğunu söyleyebilirim.

Gördüğüm kadarıyla “networking” dediğimiz şeyi çok iyi yapıyorsun. İnsanlarla tanışıyorsun, bağlantıları iyi görüyorsun. Bu deneyimlerinin gelecekte sana ne faydası olacağını düşünüyorsun?

Ben bunu Silikon vadisinde de gözlemledim. Aslında oranın ne havası farklı ne de oranın mühendisi daha iyi. Ancak bizim mühendislerimiz biraz daha içine kapanık. Hep tek başına çalışmayı düşünüyorlar. Biz uygulamayı yazalım yayımlayalım, gerisi gelir diyorlar. Ancak işin pazarlama tarafına pek bakılmıyor. Networking dediğimiz şey benim için çok faydalı oldu. Örneğin ben bu uygulamayı tek başıma yapamazdım. Hocalarla iletişime geçtim, kodlama eğitimi veren okulları ziyaret ettim. Nasıl harekete geçirebiliriz diye sorguladım. Sizin tek başınıza yapmaya kalktığınızda aylar sürecek bir şeyi belki de networkünüzdeki biri sayesinde çok hızlı bir şekilde halledebilirsiniz. Girişimcilikte bu tarz dokunuşlar hayat kurtarıcı olabiliyor.

Kendini maker ya da girişimci olarak tanımlar mısın?

Maker’dan çok girişimci diyebilirim. Aslında girişimci olduğumu da sonradan öğrendim. Bana sen girişimcisin dediler. Aslında ben biraz da mecburiyetten girişimci oldum. Ben bir şeyler yapıyordum, kendimi geliştirmek istiyordum ancak reşit olmadığım için gidip bir yerlerde çalışamıyordum. Bu yüzden kendi başıma bir Startup yapmışım ki bunu sonradan fark ettim. Bana sen girişimcisin, proje geliştiriyorsun, bunu pazarlıyorsun, network kuruyorsun, ticari hale getiriyorsun dediler. Scode’u ilk çıkardığımızda biz uygulama dedik, baktık herkes oyun diyor. Peki oyun olsun dedik. Bu da onun gibi. Kendimden daha çok insanlar bana girişimcisin dediği için diyebiliyorum. Bir de zor olanı seviyorum. Risk almayı seviyorum. Bir noktaya odaklanıyorum. Ve ona ulaşmak için risk alıyorum ve bu heyecanı seviyorum. Bazen hiç hedefe ulaşmasak mı acaba diyorum. Hedefe ulaşmaktan daha çok, süreçten zevk alıyorum diyebilirim.

Kendini çok iyi ifade ediyorsun. İyi bağlantılar kurmuşsun. Yaşadığın zorlukların birkaç tanesinden bahsettin. Ancak genel olarak bahseder misin? İnsanlar, ortam ve imkanlar olabilir. Bu zorlukları çözmek için neler yaptın?

Birincisi İstanbul dışında olmamdı. İstanbul bir kere bilişimin merkezi. Hafta içi olan etkinliklere katılamıyordum ama hafta sonu olanlar da var. En azından onlara günübirlik bile olsa gelip katılabilirim diye düşündüm. İkincisi, bize Trakya Kalkınma Ajansı 15-20 gün boyunca hafta içi eğitim verdi. Bir süre sonra ailem “senin ders çalışman gerekiyor” demeye başladı. Türkiye’deki durum bu ne yazık ki. Diğer arkadaşlarımın ailesi de aynı şeyleri söylüyor. Öğrencisiniz sonuçta iş adamı değilsiniz ki diyorlar. Babam en sonunda gitmemi istemedi. Bazen okula gidiyor gibi yapıp eğitime gidiyordum. En sonunda yakalandım tabi. Başlangıçta bir şeye ulaşana kadar aileler hep ön yargılı oluyor. Sonra bakıyorlar ki bir şeyler yapıyoruz, sana güveniyorum dedikleri an kişinin kendine güveni geliyor. Hem de daha özgür oluyoruz.

Biraz o başarıyı göstermek ve paylaşmak gerekiyor belki de ailelerimizle. Peki başka?

Bir diğer problem de okul destekleri. Türkiye’de ne yazık ki devlet okulları sadece ders odaklı. Hatta bu sorunu çözmek için okul başkanı oldum. Haftanın 5 günü 8 saat buradayız, kaçımız buraya isteyerek geliyoruz diyerek söze başladım. Bunun üzerine %80 oy aldım. Meğer kimse okulu sevmiyormuş. Herkesin ilk söylediği şey üniversite. Ben de “üniversite anlıyorum ama Türkiye’deki işsizlerin çoğu zaten üniversite mezunu” diyorum. Demek iş üniversiteyle bitmiyor. Gerçekte ne seviyorsanız onun peşinden gidin.

Bundan sonra ne yapmak istiyorsun? Hedefin ne?

Scode’u geliştirirken Türkiye’de artık bir şeyleri değiştirelim düşüncesiyle yola çıkmıştık. Bu proje batabilir veya çıkabilir. Ancak bize kattıkları bundan sonraki hayatımız için de çok değerli. EdTech dediğimiz eğitim teknolojileri konusu beni gerçekten cezbediyor. Dünyanın artık elektronik öğrenme tarafına kayacağına inanıyorum. İlerleyen dönemlerde de bu alan üzerine çalışmalarda bulunacağımı tahmin ediyorum.

Başka biri olsa hangi üniversiteye gideceğini söylerdi. Sen çok farklı bir cevap verdin. Yaşıtlarına, lise öğrencilerine ne öneririsin? Girişimci olmaları için ne yapmaları lazım?

Benim ilk başta ulaşmak istediğim insanlara ulaşamam gibi bir düşüncem vardı. Baktım mesaj attıklarım bana dönüyorlar. İnsanlara mail atmaktan, iletişim kurmaktan çekinmeyin. Örnek olarak sizinle tanışmam da size (Burcu Hocamla) mail atmamla gerçekleşti. Siz de uzmanlara danışın. Onların size vereceği tavsiyeler size zaman kazandıracak. Hata yapmanızı engelleyecek. Belki de bu hatalar sizin pes etmenize neden olacak. İkinci olarak yalnız olmayın. Mutlaka birileriyle çalışın. Tek başıma olduğunuzda pes etmesi kolay. Çünkü yüz üstü bırakabileceğiniz tek kişi sizsiniz. Ancak ekip olunca sadece kendiniz için savaşmıyorsunuz. Ayrıca herkes her şeyi iyi yapamaz. Bir alanda iyiyseniz başka alanlarda iyi birileriyle çalışmak ortaya mükemmel bir ürün çıkmasını sağlayabilir.

Senin eklemek istediğin başka bir şey var mı?

Hayallerinizi bir noktaya odaklayın. Deyin ki ben bunu yapacağım, bunu hayal ediyorum. Onu şimdi nasıl yapabilirim? Onu planlayın. Kendinize bir yol haritası çizin. Ve artık uygulamaya başlayın. Siz istediğinizde bilinçaltınız bir şekilde sizi yönlendiriyor. İlginç bir şekilde nasıl yapacağınızı bulmaya başlıyorsunuz. Ama altın değerinde bir nokta var. Mutlaka başlayın. Başlayınca gerisi geliyor. Ben onu gördüm. Scode’u hep plan üzerinde çizdim durdum. Ancak yarışmayı gördüm ve dedim ki başlıyoruz. Başladım ve devamı geldi.

Not: Bu röportaj Kadir Can liseden mezun olmadan önce yapıldı. Kadir Can bu sene Yazılım Mühendisliği okuyacak.

YAZIYI PAYLAŞ
Önceki İçerikİnsansı Robotlar Çocuklara Neler Öğretebilir?
Sonraki İçerikTEOG’suz bir sistem mümkün mü?
Eğitimde yenilikçi yaklaşımlar ve uygulamalar, öğretmenler için mesleki gelişim programları, öğretim programı geliştirme ve teknoloji entegrasyonu konularında 16 yıldan fazla süredir Robert Kolej, Enka Okulları, ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında pek çok farklı pozisyonda çalışma fırsatı yakaladı. Şu an İELEV Özel 125. Yıl İlkokul ve Ortaokulunda okul müdürü olarak görev yapmaktadır. ODTÜ Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümünde lisans ve yüksek lisansını tamamladı. Doktorasını Bahçeşehir Üniversitesinde Eğitim Teknolojileri bölümünde yapmaktadır. Uzmanlık alanları arasında müfredata yenilikçi yöntemlerin, yaklaşımların ve teknolojilerinin entegrasyonu; öğretmenler ve öğrenciler için profesyonel gelişim ve liderlik programları bulunmaktadır. Öğretmenlerin 21. yüzyılda başarılı ve mutlu bir nesil yetiştirmeleri için dönüşümü nasıl başlatabileceklerini anlatan ve en son 5. baskısını yapan “Öğretmen 2.0” kitabını yazdı. KAGIDER (Kadın Girişimciler Derneği) ve Microsoft tarafından Mayıs 2016’da Türkiye’de yılın en başarılı kadın eğitimcilerinden biri seçildi. K12 düzeyinde Türkiye’nin tek “Adobe Eğitim Lideri”dir. 2013 yılında Google Apps for Education Certified Trainer, 2015 yılında Microsoft Innovator Expert, 2015 yılında Common Sense Certified Educator unvanlarını aldı. 40’tan fazla okulda 1:1 laptop programının uygulanması ve öğretmen profesyonel gelişim programının hayata geçirilmesi konusunda danışmanlık yaptı. Son iki yılda 100’den fazla, farklı öğretmen grubuna yenilikçi yöntem, yaklaşım ve teknolojilerin müfredata entegrasyonu konusunda eğitimler verdi.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER