Görsel Linki: http://ictevangelist.com/wp-content/uploads/2013/05/TPACK.png

Teknoloji, pedagoji ve içerik çemberlerinin kesişiminden oluşan TPACK (Mishra & Koehler, 2006) ilk bakışta eğitimcilere açık gelmeyebilir fakat hem öğretmenler hem de okul için rehber olarak kullanılmasının, teknoloji entegrasyonunun öğrenmeye katma değer sağlaması için gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu entegrasyon modelini kullanırken de okulun önceliklerinin ve beyin tabanlı öğrenme anlayışının göz önünde bulundurulması da kuşkusuz etkinliğini arttıracaktır.

TPACK matematik, fen, sosyal, dil ve diğer tüm disiplinlerde, k12 ya da üniversite düzeyinde uygulanabilen, eğitim teknolojilerindeki popüler yaklaşımlardan biri olarak sayılmaktadır. Öğretmenin teknolojiyi entegre ederken ihtiyacı olan bilgileri gösteren bir modellemedir aslında. İçerik bilgisi, pedagoji bilgisi ve teknoloji bilgisini anlamlı şekilde kesiştiren öğretmenlerin, etkili bir entegrasyon yaptığı savunulur. Bir disipline, uygun olan pedagojik bir yaklaşım ile etkin bir teknoloji entegrasyonu sağlayabilmek için, özgün bir bağlamda üçlünün (teknoloji, pedagoji ve teknoloji) dinamik ve birbiri ile karşılıklı ilişkilendirilmiş şekilde iç içe geçmesi gerekir. Öğretmen, sınıf, okul, öğrenci profili, kültürü her bir entegrasyon durumunu özgün yapar ve bu üçlünün bir araya geldiği bir durum başka durumlara eş değer tutulamaz. TPACK ile ilgili bu genel açıklamadan sonra bu yazımda teknoloji, pedagoji ve içerik üçlüsünden en az üzerinde konuştuğumuz içeriği tartışmak istiyorum.

TPACK modelinin kuşkusuz en zor çemberidir içerik. Özellikle okullarımızda sıklıkla rastladığımız bir yanlış, içeriği oluştururken ezbere dayalı bir yaklaşım üzerine gidilmesidir. Bu yaklaşımın üzerine son model teknolojilerin kullanılması ya da flipped classroom (tersyüz sınıf) gibi popüler yaklaşımların kurgulanması boşa çabadır. Yaratıcılık, eleştirel düşünme, problem çözme gibi 21. yüzyıl becerilerine odaklanmış bir içerik yapılandırılmasıdır önerilen okullara. BIE’nin 21. yüzyıl becerilerine dair oluşturduğu rehber niteliğindeki detaylı doküman gözden geçirilmesi gerekir her okul tarafından diye düşünüyorum.

Her şeyden önce düşünmeyi öğretiyor muyuz, uygulatıyor muyuz ve değerlendiriyor muyuz? Düşünmeyi ve bunu bir ürüne/çözüme dönüştürmeyi serüven edinen “Design Thinking” son dönemde en popüler ve ilgi çekici yaklaşımlar arasında. 2013 Adobe yaz kampında dört günlük çalıştayda bu deneyimi yaşamış ve önceki yazılarımdan birinde sizlerle paylaşma fırsatı yakalamıştım. Bu çalıştayda Standford Design Thinking modelini deneyimlemiştik. Eğitimciler için güzel bir kaynak olan Design Thinking for Educators ı ziyaret etmenizi öneriyorum.

Düşünmenin türlerine baktığımızda, eleştirel düşünme, empatik düşünme, sisteme dair düşünme, disipline ait düşünme, üstbilişsel düşünme en önemlileri olarak karşımıza çıkıyor. Sınıflarımızda bu düşünme türlerine ne kadar yer veriyoruz? Öğrencilerimizi ne kadar düşündürüyoruz? Özellikle fen, matematik ve soyal bilimler alanında kullanabileceğimiz öğrencilerimizi üstbilişsel (Üst biliş (metacognition), bireyin kendi bilişsel süreçlerini fark etmesi, izlemesi, denetlemesi ve düzenlemesi için yaptığı işlemleri ifade etmek üzere kullanılan bir terimdir. (Brown, 1987; Flavell, 1987; Metcalfe ve Shimamura, 1996; Nelson, 1999; Nelson ve Narens, 1996)) düşünmeye iten pek çok teknoloji ile karşılaşmamız mümkün.  En popüler uygulamalardan biri Algodoo. iPad uygulaması da bulunan bu program basit araçların kullanımı ile fizik dünyasını keşfetme, tasarımlar yapma ve oluşturmayı sağlıyor. Matematik alanında sıklıkla kullanılan Wolframalpha yı kullanarak öğrencilerinizin üstbilişsel düşünme becerisini geliştirmelerine yardımcı olabilirsiniz. Diğer bir popüler program ise yoğunlukla Coğrafya alanında kullanılan ama aslında tüm disiplinlere uygulanması mümkün olan CBS (Coğrafı Bilgi Sistemleri). Okulumuzda 2 senedir devam ettiğimiz CBS uygulamasındaki bilgi ve tecrübelerini öğretmenlerimiz ETP konferansında katılımcılarla paylaşacak. Haziran ayında da Coğrafya öğretmenlerine yönelik okulumuzda düzenlenecek 6 günlük çalıştayın detayları yakın zamanda duyuracağız.

Ve yine tabii ki Bloom’un yeniden ele alınmış taksonomisi çıkıyor karşımıza. Bu taksonomiden sıkıldım diyenler için de Biggs’in SOLO taksonomisini öğretmenlerin gözden geçirmesi gerek. Bu model basit, güvenilir ve seviyeli anlama üzerine kurgulanmış. “Prestructural” diye adlandırdığımız seviyede öğrenci konuyu anlamıyor ya da bir noktayı kaçırıyor, “unistructural” dediğimiz seviyede öğrenci konuyu sadece tek bir açıdan ele alıyor, “multistructural” seviyesinde öğrenci konuyu pek çok açıdan ele alıyor fakat aralarında ilişki kuramıyor, “relational” seviyesinde öğrenci ilişkileri kuruyor, ve en sonunda “extended abstract” seviyesinde ilişki kurulduktan sonra oluşan yeni öğrenmeyi başka kavramlarda kullanıyor, yeni yöntemlerle ele alıyor, tahminler, genellemeler, dönüşümlü düşünme ve yeniden yaratma ile kullanıyor. (Hook and Mills 2011)

Peki bu kadar teoriyi, taksonomiyi nasıl pratiğe dökeceğiz? Pratikte en popüler uygulamalar neler? İçeriğinizi oluştururken disiplinlerarası çalışmak pek çok yaklaşımı içine alacak ve 21. yüzyıl becerilerinin birlikte harmanlanmasını sağlayacaktır. Okullarda programlama ve “3D printing” en popüler eğilimler arasında. Pek çok okulda “makerspace” ler kuruluyor, robotics çalışmaları yapılıyor. Öğrenciler üzerindeki etkisi ise paha biçilemez. Okulumuzda da seneye hem bir “makerspace”imiz olacak hem de 3D printerimiz. Son 10 senedir disiplininizde ne gibi gelişmeler oldu? Nanoteknoloji gibi yeni alanların türediğine şahit oldunuz mu? Kim bilir öğrencileriniz mezun olduğunda hangi alanlar olacak? Bu alanları da işin içine katmak içeriğinizi zenginleştirecektir hiç şüphesiz.

Popüler pedagojik yaklaşımları ve teknolojileri kullanırken, hep tartıştığımız “içeriğimizi nasıl sunacağız?” sorusunun yanı sıra ne ve neden sorularını da cevaplamak özellikle 1:1 programa geçmek isteyen okulların dikkate alması gereken bir konu. TPACK modeli bu bağlamda güzel bir çerçeve sunuyor. Öğretmenlerin ve okulların müfredat tasarımı yaparken ve profesyonel gelişim fırsatları yaratırken sadece teknolojiyi değil, pedagoji ve hatta içerik ile harmanlanmış şekilde üçlüyü ele alması doğru olacaktır.

Önceki İçerikGess 2014 İzlenimleri
Sonraki İçerikDijital Vatandaştan Dünya Vatandaşı Olma Yolunda
Eğitimde yenilikçi yaklaşımlar ve uygulamalar, öğretmenler için mesleki gelişim programları, öğretim programı geliştirme ve teknoloji entegrasyonu konularında 16 yıldan fazla süredir Robert Kolej, Enka Okulları, ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında pek çok farklı pozisyonda çalışma fırsatı yakaladı. Şu an İELEV Özel 125. Yıl İlkokul ve Ortaokulunda okul müdürü olarak görev yapmaktadır. ODTÜ Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümünde lisans ve yüksek lisansını tamamladı. Doktorasını Bahçeşehir Üniversitesinde Eğitim Teknolojileri bölümünde yapmaktadır. Uzmanlık alanları arasında müfredata yenilikçi yöntemlerin, yaklaşımların ve teknolojilerinin entegrasyonu; öğretmenler ve öğrenciler için profesyonel gelişim ve liderlik programları bulunmaktadır. Öğretmenlerin 21. yüzyılda başarılı ve mutlu bir nesil yetiştirmeleri için dönüşümü nasıl başlatabileceklerini anlatan ve en son 5. baskısını yapan “Öğretmen 2.0” kitabını yazdı. KAGIDER (Kadın Girişimciler Derneği) ve Microsoft tarafından Mayıs 2016’da Türkiye’de yılın en başarılı kadın eğitimcilerinden biri seçildi. K12 düzeyinde Türkiye’nin tek “Adobe Eğitim Lideri”dir. 2013 yılında Google Apps for Education Certified Trainer, 2015 yılında Microsoft Innovator Expert, 2015 yılında Common Sense Certified Educator unvanlarını aldı. 40’tan fazla okulda 1:1 laptop programının uygulanması ve öğretmen profesyonel gelişim programının hayata geçirilmesi konusunda danışmanlık yaptı. Son iki yılda 100’den fazla, farklı öğretmen grubuna yenilikçi yöntem, yaklaşım ve teknolojilerin müfredata entegrasyonu konusunda eğitimler verdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here