Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Tony Wagner, mezunların nitelikleriyle iş dünyasının beklentileri arasındaki farklılıkları anlattığı The Global Achievement Gap kitabında bir çok üst düzey şirket yöneticisinin konuyla ilgili görüşlerine yer vermektedir. Yöneticiler, internetin varolduğu her ortamda kolaylıkla ulaşılabilecek bilginin sürekli yenilenerek değiştiği günümüzde artık eskisi gibi konusunda çok fazla bilgiyle depolanmış bireyler yerine, gerekli bilgiye ulaşma yöntemlerini bilen, analiz edebilen, özümseyebilen, değerlendirebilen ve sentezleyebilen, bu bilgiyi kullanarak yeni bilgiler, ürünler ve fikirler üretebilen bireylere gereksinim duyulduğunun altını çizmektedirler. Eskiden tüm çalışanların varolan bilgi ve deneyimlerini kullanarak üst düzey yöneticilerin fikir ve direktiflerini uygulamaları beklenirken, günümüzde artık yukardan aşağıya liderlik anlayışı yerine tüm çalışanların yenilikçi, yaratıcı ve üretken bir şekilde yönetime katıldıkları bir liderlik anlayışı benimsenmektedir. Bu nedenle çalışanlar üzerinde otorite kurarak değil, onlara model olarak onları etkileyebilecek liderlere ihtiyaç duyulmakta; teknoloji yoluyla sadece aynı ofis içinde değil, küresel anlamda işbirliği kurabilme ve yürütebilmenin önemi vurgulanmaktadır. Wagner kitabında yöneticilerin görüşlerinden yola çıkarak, mezunlarda olması gereken becerileri 7 Survival Skills adını verdiği 7 ana başlık altında toplamıştır:

Screen Shot 2015-02-01 at 02.26.33

21. yüzyıl öğrencilerine bu becerileri kazandırmak için eğitim sisteminde köklü dönüşümlere gereksinim duyulduğunu savunan Wagner’ın konuyla ilgili görüşlerini aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz. Günümüzde ekonominin bilgi yerine inovasyon temelli olduğunu söyleyen Wagner, bu durumda da problemlere yaratıcı çözümler üretebilecek, eleştirel düşünme becerileri gelişmiş bireylerin yetişmesinin önemini vurguluyor. Farklı disiplinlerde öğrenilen konuları doğru bir biçimde sorgulayarak birbiriyle ilişkilendirebilen öğrencilerde eleştirel düşünme becerilerinin gelişebileceğini belirtiyor. İletişim becerilerinin sadece kendisini sözlü ve yazılı olarak akıcı ve etkili ifade etmekle sınırlı olmadığını söyleyen Wagner, etkin dinlemenin de önemli bir iletişim becerisi olduğunu ifade ediyor. Bu becerilerin yanı sıra işbirliği becerilerini de geliştirebilen öğrencilerin, problemlere yaratıcı çözümler getirebilen ve yenilikçi fikirler üretebilen bireyler olarak 21. yüzyıla donanımlı bir şekilde hazır olabileceklerini savunuyor. Bu tarz bir öğrenme modelini uygulayan öğretmenlerin de bilgiyi öğrencilere doğrudan aktarmak yerine, bir rehber ya da bir koç gibi görev yapmalarının önemini vurguluyor.

Google yöneticilerinden Laszlo Bock da kendisiyle yapılan mülakatlarda iş başvurusu yapan adaylarda benzer özellikler aradıklarından bahsetmekte ve iyi bir üniversiten diploma ya da yüksek diploma notu yerine, analitik düşünebilen, yaratıcı, zorluklarla başedebilecek, gerektiğinde liderlik özelliklerini kullanabilecek, kendisininkinden daha iyi bir fikir ortaya atıldığında geri çekilebilecek kadar projelere sahip çıkan, başarıya odaklı ama yaşam boyu öğrenerek kendini geliştirmeyi bilecek kadar da mütevazı bireylerle çalışmayı tercih ettiklerini belirtmektedir. Bock’un söylemleri Jackie Gerstein’in 21. Yüzyıl öğrencilerinin sahip olmaları gereken beceriler ve özellikler ile ilgili yazısıyla birebir örtüşmektedir. Gerstein, Wagner’in sıraladığı yedi becerinin yanı sıra, öğrenmenin sosyal ve duygusal boyutunu da göz önünde bulundurarak, her öğrencinin küresel vatandaş ve vizyon sahibi olma, empati kurabilme, öz denetim, zorluklarla mücadele gücü ve dayanıklılık gibi özelliklerle donanımlı olmasının önemini vurgulamaktadır.

Eğitimde neden bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğuyla ilgili bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama bence daha fazlasına gerek yok. Çünkü hepimiz yaşamın her alanında gerçekleşen bu hızlı ve baş döndürücü değişime birebir tanık oluyoruz. Bu hızlı değişim sürecinden elbette eğitimin de etkileneceğini biliyoruz. Esas sorun şurada: Bunu nasıl gerçekleştireceğiz? Hemen hiç birimiz böyle bir sistemde öğrenci olmadık ve bu dönüşümü gerçekleştirecek donanımlara sahip olacak şekilde eğitilmedik. Öğrenme ortamında bir anda alıştığımız geleneksel öğretmen kimliğinden çıkıp öğrenen, koç, rehber gibi çok aşina olmadığımız kimliklere bürünebilmek, sorgulayarak öğrenmek, eleştirel düşünmek ve yaratacılığı geliştirecek öğrenme ortamları yaratmak o kadar kolay değil. Yıllardır tek tip insan yetiştirmeye odaklanmış olan öğrenme kültürünü her öğrencinin gereksinimlerine göre kişiselleştirmek ve çeşitlendirmek, öğretmen merkezli sınıf ortamı yerine öğrenci merkezli bir öğrenme ortamı oluşturmak, öğrenenlerin yaşam boyu öğrenenler olmaları amacıyla not yerine öğrenmeye odaklanmalarını sağlamak ve öğrenmenin sorumluluğunu onlara bırakmak, öğrencilerin bilgiyi pasif olarak tüketmeleri yerine aktif olarak üretmelerini sağlamak bazılarımızın hiç de aşina olmadığı kavramlar. Bir çoğumuz için bu dönüşümü gerçekleştirecek araçlardan birisi olan teknolojiyi kullanmak bile oldukça zor. Zor, ama biz istersek mümkün. Nasıl mı? Lütfen okumaya devam edin!

fff

Eğitimi dönüştürmekten bahsettiğinizde “ama tamamlamamız gereken bir müfredat var, peki sınavlara öğrencileri nasıl hazırlayacağız?” gibi sorularla sıklıkla karşılaşabilirsiniz. Müfredat bu dönüşümü gerçekleştirmek için bir engel teşkil etmez. Burada üzerinde düşünülmesi gereken bu dönüşümü müfredatımıza nasıl entegre ederiz sorusudur ve değiştirmemiz gereken müfredat değil, öğrenmeye bakış açımızdır. Bir örnek teşkil etmesi açısından bundan sonraki yazılarımda dil derslerinde bu dönüşümü nasıl gerçekleştirdiğimizle ilgili olarak okulumuzdaki uygulamalardan bahsedeceğim. Ama böyle bir dönüşüm için öncelikle biz eğitimcilerin bunu gerçekleştirecek donanımlara sahip olmamız önemlidir. Eğitimde dönüşüm hareketi standart sınavlarda başarı için hiç bir engel teşkil etmediği gibi, doğru uygulandığında, aslında bu sınavlarda daha başarılı olmanın kapılarını açacaktır. Çünkü bu dönüşümün özünde derinlemesine ve kalıcı öğrenme vardır.

Geçen hafta İngiltere’de yaptığımız bir okul gezisi esnasında okul yöneticileri eğitimde dönüşüme başlamadan önce basına yansıyacak şekilde ciddi disiplin ve başarısızlık sorunları yaşarken, bu dönüşüm sonrasında disiplin sorunlarının nasıl azaldığını ve standart sınavlardaki başarılarının da her yıl kademeli olarak % 45 oranında nasıl arttığını istatistiklerle anlatan bir sunum yaptılar. Dersleri izlerken de öğrenci davranışlarının, derse ve öğrenmeye karşı olan ilgi ve tutumlarının anlatılanları doğrular nitelikte olduğuna tanık olduk. Okul yöneticileri önce öğretmen eğitimiyle başlayan, daha sonra teknoloji entegrasyonuyla devam eden bu sürecin dört yıllık bir zaman diliminde gerçekleştiğini belirttiler. Bu süreçte yaşadıkları zorluklardan bahsettiler.

Siz de okulunuzda – önce kendinizden başlayarak – böyle bir dönüşüm yaratmaya karar verdiğinizde çalışma arkadaşlarınız, öğrencileriniz, veliler, okul idaresi gibi farklı kanallardan direnç ve eleştiriyle karşılaşmaya hazır olun. Ayrıca teknoloji entegrasyonu söz konusu olduğunda olayın bir de maddi boyutu var. “Benim bulunduğum çevrede maddi sorunları çözemeyiz,” diye düşünerek bu fikri hemen kenara atmayın. Çözüm ortakları ve sponsorlar arayın. Çevrenizde ve dünyanın farklı yerlerindeki eğitimciler bu sorunu nasıl çözmüşler, araştırarak öğrenin. Şunu unutmayın ki, ülkemizin ve dünyanın her yerindeki eğitimciler benzer sorunlarla karşı karşıyalar. Bunları kendileri gibi düşünen meslektaşlarıyla paylaşarak, sürekli öğrenerek aşmaya çalışıyorlar. Bu nedenle bu durum sizi yıldırmasın. Bulunduğunuz yerdeki değişimin öncüsü olun. Peki, bu kadar mücadele vermeye değer mi? Evet, çünkü ülkemizin okuyan, araştıran, düşünen, sorgulayan, üreten ve doğru tercihler yapacak bireylere ihtiyacı var. Bu anlamda geleceği şekillendirmek, eğitimciler olarak bizim elimizde.

Eğer bizim öğrencilerimizin de tüm dünyada başlatılmış olan bu dönüşümden faydalanmalarını, diğer ülkelerdeki öğrencilerin gerisinde kalmadan, içinde bulunduğumuz çağın gereklerine uygun olarak donanımlı bir şekilde hazırlanmalarını ve 21. yüzyıl yaşamında mutlu ve başarılı bireyler olarak yer almalarını istiyorsak, bu dönüşüme önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için de ilk yapmamız gereken hemen bir kişisel öğrenme ağı (Personal Learning Network) oluşturmaktır. Teknolojinin bize sağladığı olanaklar sayesinde bugün artık paylaşma çağında yaşıyoruz. Dünyadaki herkes bildiklerini, sınıf içi uygulamalarını birbiriyle paylaşıyor, bilmediklerini çekinmeden soruyor ve hiç tanımadığı insanlardan destek alıyor. Hemen bu paylaşma kültürünün bir parçası olun çünkü hepimizin birbirimizden öğreneceği çok şey var. Bunun için öncelikle sosyal medyadan başlayabilirsiniz. Twitter, Facebook, Pinterest, Google+ gibi sosyal medya araçlarının eğitimle ilgili sayfalarıyla, Eğitimde Teknoloji, Eğitimpedia gibi blogları takip edin ve işinize yarayacağını düşündüğünüz yazıları, gerektiğinde tekrar okumak üzere Feedly, Diigo ya da Digg gibi RSS okuma sitelerinde biriktirin. Eğer Twitter’ı ilk kez kullanacaksanız, devamlı takip edeceğiniz @ozgurbolat, @kayhankarli, @mehmet7573, @burcuaybat gibi bazı eğitimcileri seçerek başlayabilirsiniz. Ayrıca, hashtagleri #egt takip ederek eğitimle ilgili sohbetlere katılabilirsiniz. Bu arada YouTube’u da ziyaret etmeyi unutmayın. Cep telefonunuz ve internet bağlantısı olan her yerde kişisel öğrenme ağınıza katkıda bulunabilirsiniz. Böylelikle alanınızla ilgili düzenlenen tüm konferanslar ve hizmet içi eğitimlerden de haberdar olarak istediğinize katılabilirsiniz.

pln

Kişisel öğrenme ağınızı geliştirmeye yönelik çalışmalar size istediğiniz zaman ve sadece ilgi duyduğunuz ve öğrenmek istediğiniz konulara kendi öğrenme hızınıza göre zaman ayırma olanağı tanıyacağı için, mesleki gelişiminizi tamamen kendi tercihlerinize göre belirleme şansına sahip olabileceksiniz. Üstelik, bu amaçla yapabileceğiniz aktiviteler sadece yukarda anlatılanlarla sınırlı değil. Örneğin, okulunuzdaki zümre toplantılarının içeriğini akademik ağırlıklı yapabilir, ya da bu mümkün değilse sadece bu amaçla farklı toplantılar düzenleyerek, zümre arkadaşlarınızla fikir alışverişinde bulunabilir, sorunlara birlikte çözüm geliştirebilirsiniz. Aynı toplantılarda herkes kendi kişisel öğrenme ağında biriktirdiği, faydalı bulduğu örnekleri ya da bunları kullanarak yaptığı derslerdeki deneyimlerini de paylaşabilir. Ayrıca, Google Hangout ya da Skype gibi araçları kullanarak ülkenin ya da dünyanın farklı yerlerindeki öğretmenlerle önceden belirlediğiniz bir saatte sanal ortamda buluşarak benzer paylaşımlarda bulunabilirsiniz. Kişisel öğrenme ağınız belli bir birikime ulaştıktan sonra, sınıf içinde denediğiniz uygulamaları daha geniş bir kitleyle paylaşmak için kendi bloğunuzu oluşturabilirsiniz. Yazdığınız her blog yazısı sınıf içi deneyimlerinizi tekrar gözden geçirmenizi ve bir anlamda kendi kendinizi değerlendirmenizi sağlayacaktır. Bloğunuz kanalıyla diğer eğitimcilerle yapacağınız fikir alışverişi de kişisel öğrenme ağınıza katkıda bulunacaktır.

Eğer buna alışkın değilseniz, başlangıçta kendi kendinize öğrenmek size biraz zor gelebilir. Ancak kısa zaman içinde ne kadar çok şey öğrendiğinize siz bile şaşıracaksınız ve bunları uygulamaya geçirdiğinizde öğrenme ortamında gözlemleyeceğiniz olumlu gelişmeler, sizi, kendinizi daha da geliştirmeye motive edecektir. Mesleğimizin bazı zor tarafları var ama genç bireylerin yaşamlarına dokunmak, onların gelişmelerini izlemenin keyfi tüm bu zorlukları unutturacak kadar değerli. Haydi, daha ne duruyorsunuz? Bir yerlerden başlayın! Minicik yüreklerin, genç beyinlerin, ülkemizin ve bir sürü sorunla başetmeye çalışan dünyanın sizin dokunuşunuza ihtiyacı var!

4 YORUMLAR

CEVAP VER