Robert Kolej Okul Müdürü Anthony Jones’un okul açılışında öğretmenlere yaptığı konuşma metini sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

Gelecek birkaç ay içerisinde eğitim dünyasının önemli düşünürlerine İstanbul’da ulaşabilme ayrıcalığına sahip olacağız ve bu nedenle bugünkü konuşmamın büyük bir kısmını bu isimlerin eğitimle ilgili ‘makro’ görüşleri oluşturacak çünkü onların görüşleri yarının okullarını şekillendiriyor.

Bu konuyu daha önce de gündeme getirmiştim: Neden okula gidilir? Okullar ne işe yarar?

Bu soruyu kendime ve çevremdeki kişilere soruyorum: “Öğrencinin okulda olması ona nasıl bir değer katar? Robert Kolej’de olması ona ne değer katar? Benim sınıfımda olması ona nasıl bir değer katar?” Sanırım bu soruların cevaplarını bilmeliyiz.

“Okullar ne işe yarar?” sorusunu eğitim  fakültesine ilk  başvuru yaparken, yani bundan 20 yıl önce sormuştum. Bana bu soruyu sorduran şey  internetin o zamanlarda ortaya çıkışıydı.  Dürüst olmak gerekirse, internetin eğitimde bir çığır açacağını düşünmüştüm. Bir tarih ve edebiyat öğretmeni olarak, internetin 3 ‘c’ için,  -‘ class – sınıf’, ‘curriculum- müfredat’  ve ‘courses-dersler’- geniş bir kaynak olacağını düşünüyordum. Eğitim asla eskisi gibi olmayacaktı. Üniversiteye başladıktan iki yıl sonra 1996’da büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Üniversitelerin araştırmaları olmazsa bir tez yazamıyordunuz ve o zaman neredeyse  hiç araştırma yoktu. 1998’de bir sonraki okulumda, bir TLT  (Technology Leader Team – Teknoloji Lider Ekibi) dengi olan D.I.T (Disseminator of IT- Bilgi Teknolojileri Temsilcisi) oldum. 2001’de bir sonraki okulumda 1:1 laptop programının pilot çalışması için seçilen beş öğretmenden biri oldum ve akla gelebilecek her yanlışı yaptım- ne öğretmenlere eğitim sağladım ne de öğrencilere-.

Böylece 7 yıl boyunca bilgi teknolojileri konusunda söyleyecek ve gösterilecek çok önemli bir şey olmadı ama 2004’ten beri bilgi teknolojileri /eğitim ilişkisi hız kazandı.

Eğitimde bilgi teknolojileri entegrasyonunun gelişimi eğitimin geleceğinin tartışılmasını, gelecekteki eğitimin tartışılması da eğitimde bilgi teknolojileri ile ilgili araştırmaların yapılmasını sağladı. Bugün dinleyeceğiniz uzmanlar da size bu iyi ve kötü haberleri anlatacaklar. Bilgi teknolojileri ve gelecekteki eğitim tartışması pek çok olumlu ve olumsuz yönü barındırıyor ve çözümü Pandora’nın kutusu gibi, bazılarına çözümken bazıları için ölüm fermanı!

Dünyada 2004’ten beri olan gelişmeler, eğitimle ilgili bu inanılmaz hararetli tartışmayı oluşturdu. Eğer Youtube’a veya internete bakarsanız eğitimle ilgili herkesten -oyunculardan, politikacılardan, filozoflardan, profesörlerden- o kadar ki eğitimin dışındaki kişilerden de -Dan Pink, Bill Gates ve binlerce diğer insan gibi- eğitimle ilgili algıya ve fikirlere önemli etki ve katkılar edinildiğini görürsünüz.

İşte bu gittikçe harareti artan tartışmanın altında yatan nedenler:

1. Neden : 9/11 de işlerin durması ve 2008 yılında hükümet harcamaları krizi , örneğin, eğer paramız yoksa yanlışımızı kabul edip maddi tasarruf yapmalıyız. Bu arada masraflar sürdürülemeyecek sınırlara dayandı (bakınız Amerika Üniversite masrafları) ve bu, bilgi teknolojilerinin  yaygınlaştırılması ile ilgili farklı fikirleri tetikledi. Bazıları sistemin daha da merkezileştirilesi için kullanılmasını savunurken bazıları da merkezi yapılaşmadan uzaklaşmak ve daha ekonomik olmak için (burayı iyi okuyunuz ‘daha az öğretmen’) için bilgi teknolojilerinin kullanılmasını savundu.

Ekonomik olarak pek çok ülkede kaliteli bir eğitimin masrafı orta sınıfın maddi kazançları ile yarışır durumda. Eğer iyi eğitim orta sınıfın eğitime ayrılmış gelirini aşarsa o zaman eldeki eğitim kalitesi ile sosyo-ekonomik anlamda ‘geriye’ döneriz.

Not: Masrafları azaltma ihtiyacı bilgi teknolojilerinin kullanma talebi ile ilgili olabilir ama aynı zamanda  okulları merkezi bir sisteme kavuşturmak için bilgi teknolojileri tabanlı  eğitim isteniyor da olabilir.

2. Neden: Global pazar ekonomisindeki rekabetçi yerini tekrar edinme, PISA sonuçlarına odaklanan ülkelerin “Haydi eğer Finlandiya iyiyse, onlar  ne yapıyorsa onu yapalım!” mantığı (eğitim çıktılarını etkileyen tüm sosyo-ekonomik faktörleri görmezden gelme).  Buna ‘girişken reform’ modu da diyebiliriz.

3. Neden: Vatandaşlara daha fazla seçenek vermek (veya daha kötümser bir bakışla, vergi mükelleflerine daha fazla seçenek görüntüsü vererek seçilmek). Bu durumda, vergi mükelleflerine, özellikle daha iyi sonuçlar isteyen anne babalara (ve gelecekteki vergi mükellefleri  öğrencilere) karşı daha büyük bir mesuliyet oluşur. Bu gerçekleştiğinde, hükümetler “özel okul girişimlerinin” halk/vergi tabanlı kaynak almasına izin verir. Örneğin diğerlerinden daha iyi olduğunu gösteren hiçbir şey olmamasına rağmen Amerika’da Charter Okulları ve İngiltere’deki Akademiler oldukça popülerler.

4. Neden: Karşılanabilir fiyattaki bilgi teknolojileri araç gereçlerinin artması ve eğitimin bilgi teknolojilerini geliştirmesi  beklentisi.

5. Neden: Eğitim dünyasında toplumda bir anlayış değişikliğinin kabul edilmesi, Viktoryan endüstriyel modelden, liberal, evrensel tabanlı, muhtemelen kurumsal ekonomi veya daha ne olduğunu bizim de bilmediğimiz modele geçiş.

Daha önce dediğim gibi bu uzmanların bazıları buraya gelecekler veya bazıları geldiler. Geçen yıl Robert Kolej’de Sugata Mitra’yı ağırladık ve bu yıl 22 Eylül’de Alan November’ı konuk edeceğiz. Ekim sonunda NESA konferansı için Andy Hargreaves İstanbul’da olacak. Bu üç isim de eğitim dünyasında fikirleri çok önemli olan kişiler.

Daha önce de belirttiğim gibi, bu tartışmalar 2004-2005 yıllarında koyulaştı. Nedenlerinden bahsettim şimdi nasıl olduğundan bahsedeceğim.

Bence bir yandan  Khan Akademi’nin ortaya çıkışı, bir yandan Ken Robinson’un 2005 yılında yaptığı  eğitimde sanatları savunan TED konuşması, bu tartışmayı hızlandıran olaylar oldu. Mesajları milyonlara ulaştı.

Ken Robinson

Robinson okulların/öğretmenlerin bir şeylerin gerçekleşmesi için ortam hazırlamalarının önemine dikkat çeker. Girdi az olsa da devamındaki çıktıya güveniyor.  Robinson’un fikirlerine katılıyorum ama detaylarının çok önemli olduğunu düşünmüyorum.  Robinson romantik ideali ateşliyor, humanistik bir eğitimden ilham alıp ilerleyecek çocuk resmini çiziyor, değer yüklü bir eğitim, kalbe hitap eden ve yaratıcılığı artıran bir eğitimden bahsediyor. Eğitimdeki ‘hızlı tüketim’ yaklaşımının standartlaştırılmasına karşı çıkıyor ki bu yaklaşım ‘uyum ve itaat’ içeriyor. Robinson, okullarda yaratıcılığın artırılmasını ve sanatın eğitimdeki öneminin genel anlamda okulların amacını anlatan konuşmalarda olması gerektiğini istiyor. Yeniliğin yeterli olmadığını, devrimin gerekli olduğunu söylüyor.

How schools Kill creativity:

[ted id=66 lang=tr]

How to escape education’s Death Valley: 

[ted id=1738 lang=tr]

Bring on the learning revolution:

[ted id=865 lang=tr]

Robinson’un eğitim anlayışı şöyle:

  • Geniş bir müfredat / seçenek
  • Öğrenme sürecinin bireyselleştirilmesi
  • Yaratıcılığa imkan tanıyan bir öğretme süreci
  • Değişik öğretme süreçleri ile yaratıcılığı teşvik etmek
  • Daha az standart sınavlar
  • Sorumluluğu tek tek okullara ve öğretmenlere vermek

Robinson, samimi ve ikna edici bir konuşmacı ama konuşmalarının başlıkları okullar için pek cazip değil (Robinson’un TED konuşmalarının en çok izlenen konuşmasının başlığı “okul yaratıcılığı öldürür”dür). Bu konuşma, ilham verici olsa da okullarda pazartesi sabahı ne olması gerektiği ile ilgili çok fazla bir şey söylemiyor.

Salman Khan

10 yıl önce New York’ta yaşayan Khan, New Orleans’ta yaşayan yeğenlerinin  matematik ödevlerine yardımcı olmak istedi. En iyi araç, daha sonra Youtube’a dönüşen Skype idi. (yeğenleri onu Youtube’da gerçekte olduğundan daha çok sevdiler). Daha sonra bu videolar 500 milyon kez izlendi, giderek günde 2 milyon izleyiciye ulaştı. Buradaki önemli keşif Khan’ın harika bir öğretmen olması değildi –  videonun ‘geriye alma’  özelliği idi. Yeğenleri videoda bir yeri anlamadıklarında, o noktaya  hemen geri dönebiliyorlardı.

Khan MIT 2001 mezunu idi, referanslar da önemlidir. Khan, elektronik araçların olduğu bir bilgi teknolojileri dünyasına doğmuş bir jenerasyonun parçasıydı (John Palfrey’in – Dijital Yerliler- olarak adlandırdığı) ve onun jenerasyonu eğitimin geleceğini er ya da geç yönetecek ya da büyük oranda etkileyecek. Diğer bir gerçek ise, MIT’de öğrenim görmüş olması, önemli çünkü MIT’den mezun olunca ücretsiz online eğitim sağlayıcısı oldu ve bunu ücretsiz online eğitimin en büyük sağlayıcısı olan Harvard Üniversitesi ile yaptı.

Bunları yapması MIT’ye yılda 10’larca milyon dolara mal oldu ama bu fon ile iki ilginç şey gerçekleşti:

1) Üniversite hocaları,  eğer kendileri de bunun bir parçası olacaklarsa bunun dünyaya ücretsiz olarak sağlanması gerektiğini söylediler.

2) Gerekli maddi kaynaklar ise misyonu eğitimde gelişmeleri desteklemek olan Ford Vakfı ve Gates Vakfı tarafından sağlandı.

Khan gelecekte ‘evrensel bir sınıf’ öngördüğünü açıklamasına şaşırmamak gerek- ki bunu anlatmak için bulduğu ifade biraz yetersiz kalmış.

Khan’ın, gelecekte ‘evrensel bir sınıf’ ön gördüğünü açıklamasına şaşırmamak gerek- ki bunu anlatmak için bulduğu ifade biraz yetersiz kalmış-.

Salman Khan, daha çok girdi ile ilgileniyor ve sonuçtan çok da emin değil: fazla ve daha fazla bilgiye ulaşmak ‘biraz daha yemek’ istemek gibi bir şey- peki ya kalite?  Dersleri ters-yüz ederek öğrencileri eğitmek pek çok açıdan mantıklı ve çok düşük masrafla veya internet üzerinden ücretsiz yapılabilmesi de maddi açıdan problemli okullar için bir umut kaynağı oluyor.

Khan’ın fikirlerinden biraz daha örnekler:

  • Eğitimi yeniden icat etmek için video kullanalım.
  • Sınıf modeli değişecek: artık bir ders anlatana ve öğrencilerin notlar almasına gerek yok.
  • Öğretmenin tek uzman olduğu günler artık bitti.
  • Sınıf pasif modelden keşfeden ve yaratan modele dönüşüyor.
  • Ders videosunu dilediğiniz zamanda ve hızda izleyebilirsiniz.
  • Öğretmen öğrencilerin rehberi olur.
  • Bir sınıfta 75 öğrenci ve 3 öğretmen olabilir, böylece öğrenciler 3 öğretmenin de bilgilerinden faydalanabilirler.

Khan’ın eğitimin geleceği ile ilgili görüşleri videosu 11:50’den 13:00’e

[ted id=1090 lang=tr]

Khan’ın sınıf anlayışı, aynı odada farklı şeyleri kendi hızında yapan bireysel öğrencilerden oluşuyor. Örneğin, matematik çalışmaları gerekiyor, iyi öğrenciler sınıftaki akranlarını çalıştırıyor hatta dünyadaki akranlarına yardım ediyor. Khan, bilgi teknolojilerinin sınıfı ‘insanlaştırdığını’, artık öğretmenin teker teker öğrencilerle oturduğunu, büyük bir gruba ders anlatmadığını söylüyor. Öğretmen dersini kaydediyor ve öğrencilerini daha fazla materyale yönlendirerek ihtiyaçları olduğunda onlara yardım ediyor.

Khan’ın her öğrenci için  bireyselleştirilmiş öğretme/öğrenme programı oldukça cazip çünkü o öğrencilerin en iyi öğrenme/öğretme yolunu kendilerinin bulduğunu düşünüyor. Ama ya pratikte? 25 öğrenci aynı sınıfta, farklı konularda farklı hızda çalışabilir mi? İnsan düşünmeden edemiyor. Bu, onun alanı olan  matematik dışındaki konularda olabiliyor mu?  Mesela fen bilgisi dersini düşününce sanki bir kaos olacakmış gibi geliyor. Bu arada o hala kendi akademisine gönderilen 1000 materyalin kalite- kontrolü ile meşgul. Hatalar, dil sürçmeleri, yanlış bilgiler sürekli olabilir. Bazıları da onun bu yaklaşımının öğrenme ile ilgili önemli psikolojik boyutları ihmal ettiğini -ama onun bir eğitimci geçmişi olmadığını hatırlayın- söylüyorlar. Örneğin, matematik ve fen öğretmenleri problem çözmenin önemini vurguluyor, problem çözerken doğal hüsranla birlikte gelişen sabır, cesaret ve kararlılığın oluşumu onları başarıya götüren aşamalar olarak kabul ediliyor.(Andrew Wiles’ın Fermat’ın son teoremini cevaplamak için 10 yıllık çabasını düşüyor insan). Khan Akademi’de cevap anahtarının, ipucunun, çözümün  kişinin aklından çok sadece bir klik sonrasında olmasının verdiği bir cezbedicilik de bulunmakta.

Eğer Khan ve Robinson bir şey üzerinde uzlaşsalardı, bu  da eğitimin daha anlamlı ve öğrenci merkezli oluşu ile ilgili olurdu.

Sugata Mitra

Sugata Mitra, şu anda efsane olan  1999  deneyi ile başladı ve 2005’te eğitim kurumu ile etkilerini yaymaya devam etti. Kısa ‘Duvardaki Delik’ deneyi öğrencilerin kendilerini de pekala eğitebileceklerini gösteriyor. Bunun nedeni muhtemelen -biz okulların,  eğitim sistemlerinin, eğitim bakanlığının, öğretmenlerin- yanlış yolda olduğunu, çocuk ve öğrenmesi arasından çekilmemiz gerektiğidir. Doğru şartlar sağlandığında çocuğun  doğuştan bir kapasitesi ve öğrenme isteği vardır ve başka bir şeye de ihtiyaç yoktur.

Sugata Mitra’nın yeni kendi kendine öğretme deneyleri 0:15 saniyeden 3.00 dakikaya kadar  ve 6.44 dakikadan dan 12:13 ‘e kadar izleyiniz.

Mitra, enterasan bir şekilde son çalışmasında  çocukların eve gittiklerinde olanlara tanık olduktan sonra bir şeyleri unuttuğunu açıklıyor -”büyükbaba-büyükanne etkisi”-. Çoğu öğrencinin evde onunla ilgilenen bir büyükanne veya büyükbabası vardı ve onların öğrenmedeki değişimin en önemli faktörü olduğu ortaya çıktı. Bu nedenle bir sonraki deneyi için  emekli İngilizce öğretmenlerinden oluşan bir ‘test grup’ eğitmeni buldu. Bu eğitmenler tıpkı, bilge ve güven veren büyükanneler gibi, Skype üzerinden eğitim vereceklerdi. Bu deneyde de öğrenim kazanımları hızlandı ve bir öğretmenden veya eğitmenden aktif destekle bilgisayar kullanımının olumlu olduğu sonucu çıktı.

Mitra’nın araştırmasındaki en önemli unsur, kendi kendine organize olma prensibi:  öğrencileri 4’lü gruplayıp 1 bigisayar verildiğinde ve verilen bir işi yerine getirmeleri istendiğinde çok önemli sonuçlar elde edilebileceğiydi. Mitra, bize öğrencilere kendi kendilerine öğrenme fırsatları vermemiz gerektiğini hatırlatıyor, bunu yaparken de öğretmenlerin bu deneyime destek olmaları için orada olmaları gerektiğini de ekliyor.

Bence Mitra uzun süredir araştırdığı bu olay için bilimsel kanıtlar vermenin yanısıra, Piaget’in 80 yıl önce öne sürdüğü ‘keşfederek öğrenme’ kuramının 21. yüzyıl versiyonunu sunmaktadır. “Çocuklar en iyi yaparak ve aktif bir şekilde keşfederek öğrenir”. Jerome Bruner’in ‘eğitimin amacı ‘öğrenmeyi öğrenen’ otonom öğrenenler yaratmaktır’ da yine Mitra’nın güncellediği bir fikirdir.

Bence Mitra, uzun süredir araştırdığı bu olay için bilimsel kanıtlar vermenin yanı sıra, Piaget’in 80 yıl önce öne sürdüğü ‘keşfederek öğrenme’ kuramının 21. yüzyıl versiyonunu sunmaktadır. “Çocuklar en iyi yaparak ve aktif bir şekilde keşfederek öğrenir”. Jerome Bruner’in ‘Eğitimin amacı ‘öğrenmeyi öğrenen’ otonom öğrenenler yaratmaktır’ da yine  Mitra’nın güncellediği bir fikirdir.

Mitra’nın çalışmaları, Paolo Freire’nin ‘Bastırılmışların Pedagojisi’ adlı çığır açan başyapıttan da izler taşır, öğrenme araçlarını ve bilgi paylaşımını herkese, kitlelere ulaştırmanın gücünden bahseder. Videolarında ve deneylerinde gösterdiği her öğretmende olan bastırılamaz öğrenme ve insani potansiyelini yerine getirme isteğini kim reddedebilir ki?

Mitra’nın çalışmasının politik göndermesi internet aracılığı ile eğitimin özgürleştirmesi iken, bunun bazı eğitim otoriteleri tarafından ironik bir şekilde bastırıldığı da ifade ediliyor -Çin’i düşünün- ki internet olmadan başarılı oldular ve İnternet’i potansiyel bir sorun oluşturma aracı olarak görüp reddettiler. Bu nedenle Çin hükümetinin ücretsiz ve sınırsız bilgi trafiği olmadan eğitimde başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünmek isteyebilirsiniz,  ama bu şu an bir hayalden öte gidemez.

Mitra’nın modeli genel anlamda Khan’dan izler taşısa da -öğrenciler dersi ayarlayıp nerede isterlerse orada  alabilirler- Mitra’nın gözünde öğretmenin humanistik bir rolü vardır (anneanne/büyükbaba, eğitmen olarak). Mitra aynı zamanda sınıfları kendi kendine organize olan sistemler olarak görür ve Khan’dan  daha düzenli bir bakış açısıdır bu, çünkü Khan daha çok 20 farklı yöne giden 20 öğrenciye destek olup rehberlik etme amacı güder.

Devam edecek…

Çeviri için Emsal Ateş Özdemir’e teşekkür ederiz. 

Bu yazı hakkında önümüzdeki günlerde #egtkonus (http://www.egtkonus.com)’da tartışma yapılacaktır. #paylaşmakgüzeldir diyen tüm öğretmenleri  #egtkonus’a bekleriz.

1 YORUM

  1. Sevgili Anthony JONES’in konuşma metnini keyifle okudum ve paylaşmış bulunmaktayım.
    Şehir Bölge Plancısı arkadaşım Ertan’ın ikinci bölümü heyecanla beklediğini belirten geri dönüşü, temanın ve vurgunun ilgimizi çektiğinin bulgusudur.
    Tebrik ediyorum.
    Sevgilerimle,

CEVAP VER