Günümüz işgücünün gerektirdiği beceriler belirgin bir şekilde değişiyor. İşçilerin yeni bilgilerle uğraşmaları, yapılandırılmamış sorunları çözmeleri ve güçlü kişilerarası becerilere sahip olmaları giderek artan bir şekilde istenmekte (OECD, 2016).

Okullar bu probleme, 21.yy becerilerini ve işbirlikli problem çözmeyi gerektiren etkinlikleri kullanarak çözüm üretmeye başladı. Okulların ve öğretmenlerin, bilgi temelli bir ekonominin taleplerine uyum sağlayabilmek için karşılaştıkları zorlukların bazıları nelerdir?

İşbirlikli problem çözme vurgusu birçok okulun öğrenci merkezli öğretim stratejilerini benimsemesine yol açmıştır. Bu stratejiler sıklıkla öğrencilerin kağıt üzerinde kurşun kalem ile sorulara cevap vermek yerine, ortak çalışma, bağlamsallaştırılmış sorunlarla uğraşma ve konuşma ve sunma yoluyla öğrenme sergilemelerini istemektedir. Bir okul veya yönetici öğretmen merkezli öğretimden öğrenci merkezli öğretime geçmek istese bile, öğretmenler genellikle bu şekilde öğretim vermezler. Çünkü öğretmenlerin tutum ve inançları genellikle öğrenci merkezli öğretimle bütünleşmelerini engeller (Gilakjani, 2013). Çoğu öğretmen, öğrenci merkezli öğretimin, sınıfında öğrenmeye elverişli olmayan bir kaos unsuru oluşturabileceğini düşünmektedir. Buna ek olarak, birçok değerlendirme türü öğretmen merkezli öğretime uygundur. Öğrenci merkezli öğretimin değerlendirilebilmesi için öğretmenin kendi değerlendirme materyallerini oluşturması gerekir. Ayrıca öğrenci merkezli öğretim için öğretmenler buna uygun müfredata ihtiyaç duyarlar.

Çoğu zaman, okullar ve yöneticiler öğretmenlerin öğrencilerini birer “uzman”a dönüştürmelerini ve onlardan, sorunlar hakkında derince düşünüp, yönerge değişir değişmez sorunlara çözüm bulmalarını beklerler. Ancak, öğrencilerin sorgulamalarını, akıl yürütmelerini ve işbirliği yapmalarını beklemek ve onlara bunları etkin bir şekilde yaptırtmak iki farklı şeydir. Öğrencilerin bir konuyu derinlemesine düşünmesi için bu konu veya problem hakkında bilgi sahibi olması gerekir (Willingham, 2010).

Eğer müfredat, hedef fikirleri ve kavramları ön plana alıyorsa, arka plandaki yardımcı bilgiyi kaldırıyor ya da yer değiştiriyorsa, ve hedefe yönelik, sıkı ve kesin işbirlikçi öğrenme aktiviteleri sağlıyorsa, öğrenci merkezli öğrenme etkili bir şekilde uygulanabilir hale getirilmiştir.

Öğrenci merkezli öğrenmeyi bir adım daha ileri götürmek için, işbirliğine dayalı problem çözme, öğrencilerin bireysel problem çözme sürecini dışa aktarmasını ve daha sonra bunları bir grup ortamında nasıl uygulayacağınızı öğrenmesi gerekir. Kişilik becerileri gereksinimi, bir katılımcının bilgi tabanlı bir ekonomide daha önce belirtilen taleplerini yansıtır. Bu gereklilik aynı zamanda öğretmene ek talepler getirir. Bu etkileşimlerin etrafındaki süreçler ve en iyi uygulamalar öğrenciler tarafından tanımlanmalı ve paylaşılmalıdır. Sadece büyük ve küçük ölçekli şirketler, çalışanların birçok farklı paydaşla etkileşime girmesi ve iletişim kurmaları gerektiğini belirlemekle kalmaz aynı zamanda bu iletişimde yardımcı olacak bir çerçeve ve yapı kurarlar. Birçok şirket ayrıca iletişim kolaylaştırmak için insan kaynakları departmanlarını kullanmaktadır. Öğretmenlere genellikle bu avantajlardan hiçbiri verilmez.

Bu zorluklara rağmen, birçok öğretmen öğrenci merkezli sınıfları ve işbirliğine dayalı problem çözmeyi etkin ve istekle kullanmaktadır. Hatta bazı öğretmenler, sınıflarındaki tüm manzaranın değişimini aşılamak için, eğitici konuşmalarını değiştirmenin ya da sorun çözmeyi sürece dahil etme şeklinin ötesine geçmiştir.

Gerçek eğitim reformunun pek çok örneğinde olduğu gibi, olumlu bir eğitim değişikliğine öncülük edenler bu öğretmenler olacaktır.

Jason McKenna ‘Collaborative Problem Solving in the Classroom’ Sep 14, 2017 yazısından derlenmiştir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER